22 Mayıs 2012 Salı

Yüksel Aytuğ


Birand pot kırmadı!

Çiftçiler "ölümüne" yarışıyor!
İLK kez bu sütunlarda duyurmuştuk. Türkiye'nin ilk çiftçi yarışmasının Kanal 7 ekranlarında yayınlanacağını... "Çiftçiler...
İLK kez bu sütunlarda duyurmuştuk. Türkiye'nin ilk çiftçi yarışmasının Kanal 7 ekranlarında yayınlanacağını... "Çiftçiler Yarışıyor" pazar gecesi gala yaptı. Sunucusu Mahmut Tuncer'di. Yardımcı sunuculuğu Tuncer'in kızı Pınar üstlenmişti. Pınar'ın ilk sunuculuk deneyimi olduğu için doğal olarak biraz heyecanlıydı. Ödülleri sıralarken bir ara "Konya Şeker'den 50 kilo tuz şeker... Pardon, toz şeker" filan dedi... Yarışmayı diğerlerinden ayıran, ödülün "anında" verilmesiydi. Etaplar sırasında kim ne kazandıysa hemen alıp götürüyordu. Balyalarla saman, bidonlarla zirai ilaç ya da torbalarla gübre... Evet, televizyon tarihinde ilk kez ödülü "b.ktan" bir yarışma ekrandaydı!.. (Vallahi bu benim değil, geçen hafta konuştuğum yarışma organizatörlerinin benzetmesi... ) Büyük ödüller arasında ise traktör, pulluk, saban ve diğer tarım araç gereçleri bulunuyordu. Mahmut Tuncer yarışmanın başında "Geliy ha, geliyyy, motorlar geliyyy" deyince irkildim. "Amanın" dedim, "Kanal 7 gibi muhafazakar bir ekranda ne motoru?" Meğer pancar motor çekicilerine bağlanan römorklarla yarışmacı çiftçiler sahneye getiriliyormuş... Yarışma, tarım ve havyancılık sorularıyla, başlayıp, "aksiyon" yarışmalarıyla devam ediyor. İlk başta "Sütlerde rastlanan oflotoksine neden olan, hayvanın küflü yemle beslenmesidir. Doğru mu, yanlış mı" gibi bilgi açısından faydalı sorular yöneltiliyor. Sonra da çiftçilerin güç ve becerilerinin sınandığı oyunlara sıra geliyor. Bunların birinde arkalarından lastikle çekiştirilen çiftçiler, karşılarında duran sembolik ağaçlardan elma toplamaya çalışıyorlardı. Özgür adlı çiftçi kardeşimiz dengesini kaybedip, suntadan yapılmış ağaca bodoslamadan daldı. Yere yığılıp, hareketsiz kalınca başta karısı olmak üzere herkes panikle "Koşun, yetişin, imdat" diye bağrışmaya başladı. Tecrübeli sunucu Tuncer hemen reklam arası verdi. Kafası yarılan yarışmacı, ambulansla hastaneye kaldırıldı. Neyse ki programın ilerleyen dakikalarında çiftçinin durumunun iyi olduğu müjdesi geldi, herkes derin bir "Oh" çekti... Velhasıl, "Çiftçiler Yarışıyor" hem "canlı" hem "kanlı" bir yarışmaydı. Ama en sonunda birileri, ekran karşısında çiftçilerin de bulunduğunu hatırlayabilmişti. Şöyle bir baktım da, bu yarışma; zirai donanım aletleri, ilaçlar, gübreler, alet edevatlarla tarım ve hayvancılık alanındaki firmalara son derece cazip bir reklam mecrası oluşturuyor. Eğer reklamveren işe "uyanırsa", bu yarışmanın benzerlerine büyük kanallarda da rastlayabiliriz. Ne bileyim, mesela "Köyde İzdivaç", "Tarlada Survivor", "Gübrenin Gücü", "Evcil'lik Oyunu" gibi yarışmalar bir anda ekranı kaplayabilir yani...

Adrenalin arayanlara
GEÇEN hafta "Kelimenin Gücü" stüdyosundaydım. Şarkıcı Aylin Coşkun ile beraber genç yarışmacılara ödül kazandırmak için ter...
GEÇEN hafta "Kelimenin Gücü" stüdyosundaydım. Şarkıcı Aylin Coşkun ile beraber genç yarışmacılara ödül kazandırmak için ter döktük. Hemen söylemeliyim ki, adrenalin arayanlar için bu yarışma biçilmiş kaftan... İnsan o kısıtlı süre içinde kelime avına çıkarken, bütün dünyayla ilişkisini kesiyor. Stüdyoda öyle bir heyecan seviyesi var ki, adınızı soyadınızı unutmanız bile mümkün. Öğrendiğim kadarıyla ünlüler bu yarışmaya konuk olmakta tereddüt yaşıyorlarmış, "Aman rezil olmayayım" diye... Bir de yarışmacıların ödül şansını "belirlemek" gibi ağır bir sorumluluktan korkuyorlarmış. İkisi de yanlış. Bir kere bu heyecan kasırgası içinde hata yapmak o kadar doğal bir durum ki, "rezil olmak" olası değil... Ayrıca finalde hangi ünlünün yarışacağını o ünlünün değil, karşısındaki yarışmacının performansı belirliyor. Yani ortada "korkulacak" hiçbir şey yok. Hatta tam tersi, bir süre sonra "Keşke hiç bitmese" diye düşünüyor, yarışmaya doyamıyorsunuz. Tıpkı bungee jumping atlayışı yapmak gibi. İlk seferinde korkudan ölüyorsunuz, ama ikincisi, üçüncüsü için kuleye tırmanmaya can atıyorsunuz. Bu arada ünlülerden çok, yarışmacılar heyecanlanıyor. Örneğin, ben "Ahtapot" kelimesini anlatmak için karşımdaki yarışmacıya sırasıyla "Hayvan", "Denizde" ve "Kollu" kelimelerini söyledim. Heyecanlı yarışmacı ne dese beğenirsiniz? "Köpekbalığı... " Sözüm, şov dünyasındaki sevgili dostlarıma: "Kelimenin Gücü"ne katılmak, bana göre bu dünyada mutlaka yapılması gereken 10 şeyden biri. Fırsatı kaçırmayın...

Hayat, kalemi eline alınca
ÖNCE "Aşk ve Ceza"yı seyrettim. Seyrederken de bazı olaylara dudak büktüm. "Yok canım, bu kadar da olmaz. Sevgililerden biri...
ÖNCE "Aşk ve Ceza"yı seyrettim. Seyrederken de bazı olaylara dudak büktüm. "Yok canım, bu kadar da olmaz. Sevgililerden biri resmi nikahlı karısını gizliyor, diğeri ondan olan çocuğunu... Biz de oturup, aval aval izliyoruz" dedim içten içe... Sonra Müge Anlı'nın "Mektubunuz Var" programı başladı... Az önceki düşüncelerimden dolayı utandım. Çünkü hayat, eline kalemi aldığı zaman en usta senaristleri bile kıskandırıyor. N. K. önce babasından şiddet görmüş. Sonra da 11 yaşındayken (Yazıyla onbir) evlendirilmiş. Ardından bir başkasıyla evlenmek zorunda bırakılmış. Eşleri de onu hırpalamış. 14 yaşındayken bir kızı olmuş. Eziyet görmeye devam etmiş. Halası, kendi deyimiyle onu "başka yollara" sevketmeye çalışmış. Hayatın silleleriyle ruh sağlığını yitirip, sinir hastası olmuş. Kızı T.'ye bakamayacağını anlayınca onu bir ailenin yanına vermiş. Daha sonra aileyle arası bozulmuş. Bu arada yeniden evlenmiş ve ikisi spastik engelli üç çocuk sahibi daha olmuş. Kızı T.'yi 22 yıldır göremeyen N.K.'nın hıçkırıklar arasında anlattıkları bittiğinde, bütün vücudum ağrıyordu. Kendimi adalelerim kasılmış, tırnaklarım koltuğun kenarına geçmiş halde buldum. Müge Anlı'nın, ana-kızı 22 yıl sonra buluşturması ve stüdyonun bayram yerine dönmesi bile beni sakinleştiremedi. Yapımcısı "kader", senaristi "hayat", yönetmeni "gerçek" olan bu dizi, diğerlerine fark atmış, beni fena dağıtmıştı. Bu arada "Mektubunuz Var" yapımcılarına naçizane tavsiyem, içerikle hiçbir ilgisi olmayan, "iliştirilmiş" ve "zorlama" duran jenerik müziğini bir an önce değiştirmeleri...

Birand pot kırmadı 
MEHMET Ali Birand'ın ana haber bülteninde söylediği "Ve nihayet... İstanbul'da polise bombalı saldırı yapıldı... " sözü "büyük...
MEHMET Ali Birand'ın ana haber bülteninde söylediği "Ve nihayet... İstanbul'da polise bombalı saldırı yapıldı... " sözü "büyük gaf" olarak nitelendi. İlk bakışta öyle görünüyor ama meselenin "teknik detaylarına" girdiğimizde bunun, gayesi farklı iki cümlenin tesadüfen ard arda gelmesinden doğan "karışıklık" olduğu anlaşılıyor. Şöyle ki: Birand, öne çıkan haberleri sıralıyordu. Son sırada ise "polise bombalı baskın" haberi vardı. Birand, "Ve nihayet... " demekle, özetlerde sıranın o habere geldiğini anlatmak istedi. Yani, "Ve nihayet" lafı, bir "arzu" ifadesi değil, özetlerdeki son habere işaret eden bir nitelemeydi.


09.06.10



YORUMLAR
Yorum yazabilmeniz için üye olmanız gereklidir.

ÜYE OLMAK İÇİN TIKLAYINIZ. Eğer üye iseniz buraya tıklayarak giriş yapabilirsiniz.



HENÜZ BU YAZIYA YORUM YAPILMAMIŞ.


DİĞER YAZILARI

Yılmaz ÖZDİL
· Burhan Ayeri ( Akşam )
· Bekir Hazar ( Takvim )
· Cengiz Semercioğlu ( Hürriyet )
· Mesut Yar ( Posta )
· Tuna Serim ( Tercüman )

Anasayfa    Medya    Televizyon    Gazete    Güncel    Politika    Magazin    Spor    Yazarlar    Video    Foto Galeri    Künye    Reklam    İletişim    RSS/XML MedyaSosu.com © 2010 - Bütün hakları saklıdır. Haberler Kaynak gösterilmeden kullanılamaz         Yazılım & Tasarım : MAD Medya