DURMADAN televizyondaki şiddeti yazıyorum, bitmiyor, üstelik daha erken saate konuyor. Çarşamba gecesi Star TV’de şiddet dolu Tuxedo vardı, Kanaltürk, şiddet filmlerine bir yenisini ekledi, üstelik tam da haber sonrasında, İftiranın Bedeli diye... Kolyeli polis Steven Seagull’in bütün filmleri gibi bu da şiddetle doluydu... Ben bunları yazarken bazı okurlarımdan tepki alıyorum, bunlardan biri de Yasin Günay... “Şiddet diye tutturmuş, gidiyorsunuz. Bu ülkede terörü dizi filmler mi çıkardı? Ülke özgürse, herkes istediği diziyi izlemekte özgürdür. RTÜK müdahale kurumu mu? Şiddet içeren dizilere ver yansın ediyorsunuz, ama konu amcasının karısını ayartan, ablasının kocası ile evlenen bir yapım olunca, bir yazar çıkıp ta toplumun, bunu izleyen çocukların ahlakı bozuluyor demiyor” diyor. Şiddetin dünyanın geleceğini nasıl etkilediği meydandayken, okurumun tepkisini anlayamadım. Diğer yazarları bilmem, ama ben çocukları ve gençleri kötü etkileyen, aile ahlakını bozan dizilere hep karşı çıkıyorum. Demek ki onları okumamış. Dünya şiddeti engelliyor, onlarda da özgürlük var, ama özgürlük, şiddetin erken saatlerde yayınlanmasına karşı çıkmamak anlamına gelmiyor. Porno filmlerin de meraklıları var, ama dünyanın hiçbir televizyonunda bu tür filmler gösterilmiyor, o zaman onların meraklıları da “özgürlükten” dem vurabilirler mi?
Ne diziymiş ama...
YAPRAK Dökümü tatile girdi. Bitmeden önce neler olmadı ki... Oğuz adam öldürdü, Şevket suçu üstlendi, Necla aile ile tüm bağlarını koparmaya karar verdi, anne oğlunu hapse yolladı... Yaprak Dökümü, Reşat Nuri Güntekin’in, Shakespeare’in ünlü Kral Lear’inden esinlenerek yazılmış çok sevdiğim romanıydı, ama dizi... Brezilya dizilerini geride bıraktı, tek eksiği, elinde kırbacıyla bir köle tüccarı (!) belki o tip de önümüzdeki sezon diziye katılır...
Türkiye yok Türkler var...
GÜNEY Afrika’daki Dünya Kupası maçlarında Türkiye yer almıyor, ama Türkler yıldızlaşıyorlar. İsviçre milli takımının kaptanı Gökhan İnler, oyuncuları Eren Derdiyok, Hakan Yakın, Alman Milli takımının en başarılısı Mesut Özil... Türk insanı bireysel olarak başarılı da, sıra toplu iş yapmaya gelince, aynı başarıyı gösteremiyor. Maç anlatanların o kadar yabancı futbolcuyu nasıl tanıdıklarını merak ederdim; İspanya-İsviçre maçında yanlış söylenen oyuncu adları o kadar fazlaydı ki, daha önceki maçlar konusunda da şüpheye kapıldım, demek atıp tutup söylüyorlar...
Ülkenin ayıbı
ÇARŞAMBA gecesi NTV’de Zonguldak’taki maden kazasında öldükleri halde cesetleri bulunamayan iki işçinin dramı konu edildi. Meğer yasalar, ceset bulunmadan kişiyi ölmüş kabul etmeyeceği için iki işçinin ailesine, ölüm aylığı bağlanamamış. Düşünebiliyor musunuz, en yakınınızı kaybetmişsiniz, bir de parasız yaşamaya mahkûmsunuz, çünkü yetkililer toprak altındaki iki işçiyi bulamamış... Ölüm acısıyla perişan olan bir aileye bundan daha kötü ne yapılabilir? İki işçinin toprak altında kaldığı belli, ama bulamamışlar, bunun cezasını işçilerin ailesi mi çekecek? Bu durum, ülkenin ayıbıdır...
Çağın dramı
CNN Türk’teki Açıkça programında Ozan Orhon vardı, bir dönem sağlıklıyken, eriyen, yediklerini çıkartmak zorunda kalan bir insana dönüşmüş. Orhon, midesindeki kelepçeyi çıkartacak, ama asıl önemlisi psikolojik tedaviye girecek, çünkü ne kadar zayıflasa da kendini şişman sanıyor. Anoreksia, çağın hastalığı, toplum kilolara öyle düşman ki, insanlar ruhsal bozukluğa uğruyorlar; tedavisi psikolojik ve zor, çoğu da eriye eriye yaşamını kaybediyor. Prenses Diana da çağın hastalığından muzdaripti, tıpkı Ozan Orhon gibi...


