900 yolcu Allah'a emanet!
Bu haber dün hiçbir haber bülteninde, hiçbir gazetede yoktu. Zira haberin "haber" olduğunun farkına varan yoktu. Benden başka...
TARİH: 27 Haziran Pazar...
YER: İDO'nun Bandırma-Yenikapı seferi yapan hızlı feribotu...
SAAT: 19.30...
Dahili anonstan endişeli bir ses duyuldu: "Şeker hastası bir çocuk için acele İnsülin'e ihtiyaç vardır. Yanında İnsülin ilacı bulunan yolcularımızın revire gelmeleri önemle rica olunur!" Herhalde yanlış duydum deyip, anonsun tekrarı sırasında dikkat kesildim. Hayır, yanılmıyordum. Şeker hastası bir çocuk için İnsülin aranıyordu. Düşünün bir kere: İçeride 860 yolcu ve 20'ye yakın mürettebat var. Ama revirde hayat kurtaracak İnsülin iğnesi yok!.. Yerimde duramadım, kalkıp, sağlık görevlisini buldum. Genç paramedik endişeliydi. "İlaç bulundu mu?" diye sordum. "Hayır, maalesef kimsede yokmuş. İnşallah çocuğun durumu kötüleşmez" dedi. "Sizin revirde İnsülin bulunmaması garip değil mi?" dedim. Önce derin bir iç geçirdi, sonra başladı anlatmaya: "Piyasada 8-9 çeşit İnsülin ilacı var. Evet, bunların bulundurulması lâzım ama soğukta muhafaza edilmesi gerekiyor. Olsa bile nerede tutacağım ki? Kafeteryanın buzdolabında mı?" Duyduklarıma inanamadım. "Peki... " dedim, "Elektro şok cihazınız var mı?" Genç sağlıkçı "Olmaz mı?" dedi. "Olmasına var da, bu işlemi ekip olarak uygularsanız iyi sonuç alabilirsiniz. Ben tek başıma elektro şok uyguladığımda hastayı kurtarma şansım ancak yüzde 20'dir." Bir kez daha kulaklarıma inanmakta güçlük çektim. "Ne? Bu koca gemide yalnız mısınız?" Görevli acı acı güldü: "Siz dua edin burada ben varım. Kış aylarında bu gemilerde ne sağlık görevlisi, ne hemşire ne de doktor bulunuyor. Çünkü İDO benim bağlı bulunduğum özel sağlık kuruluşu ile sadece yaz sezonunda 2 aylık anlaşma yaptı. Kışın da seferler var ama gemilerde sağlık personeli yok!" Düşünebiliyor musunuz? Yaklaşık bin kişinin bulunduğu gemide biri kalp krizi geçirse ya da kazaya maruz kalınsa, yardıma koşacak sağlık görevlisi yok. "Peki" dedim, "Kışın gemide sağlıkçıya ihtiyaç olursa ne yapılıyor?" Bizimki yanıt verdi: "Yolcular arasında doktor ya da hemşire var mı diye anons yapılıyor." İçinde 900 yolcu bulunan bir gemi düşünün ki, yolcular arasında doktor aranıyor, ilaç soruluyor... Marmara Denizi'nde buzdağı yok ama Titanic faciası kapıda. Bu yazıyı "filika olsun diye" yazdım. Umarım can kurtarır.
NOT: Konuyla ilgili olarak İDO Basın Halkla İlişkiler Bölümü'nden ayrıntılı bilgi aldım. İnsülin iğnelerinin "bulundurulması zorunlu sağlık donanımı" içinde yer almadığını söylediler. Yaz dönemindeki yolcu yoğunluğunu göz önünde bulundurarak özel bir sağlık kuruluşuyla iki aylık sözleşme yapıldığını ama kış aylarında gemilerde doktor bulunmadığını doğruladılar. Gemi kaptanının ve personelinin acil sağlık müdahalesi konusunda kurs gördüğünü belirttiler. Peki bunlar yeterli mi? Asla!..
Ramiz Dayı'nın şahane memleketi
Ne tuhaf bir duyguydu... Ben Küçükkuyu'da ekran karşısındayken, Tuncel Kurtiz, bir kaç kilometre ötedeki çiftliğinde Fikret Kuşkan'ı ağırladığı o şahane programı NTV'de sunuyordu. İnsan kendinden ve kendi yöresinden bir şeyler izlediğinde daha mutlu oluyor. Bu köşede sıkça belirttiğim gibi "yerel televizyonculuk" işte bu yüzden çok önemli. Edremit'in 700 yıllık camiini, Güre'nin şahane sahil şeridini, Kazdağları'nın enfes doğasını görmek, Kurtiz ile Kuşkan'ın balıkçı Fikret'ten aldıkları derya kuzusu fener balığını ayıklayışını izlemek pek zevkliydi doğrusu... Fikret Kuşkan bir de anısını nakletti. Yunan adalarını geziyorlarmış, bir restoranda balık yemek için mola vermişler. "Ne balık var?" diye sormuşlar. Yunan balıkçı, "Balık yok, çünkü hayvanlar yumurtaya yattı. Ama isterseniz meze hazırlayayım, kalamar yapayım" demiş. Bizimkiler şaşırmış. Çünkü bizde ne zaman balıkçıya gitseniz asla "Balık yok" yanıtı almazsınız. Her mevsim, her cins balık tezgahta önünüze serilir. İşte "çevre duyarlılığı" adına komşu ile aramızdaki fark... Tuncel Kurtiz, Edremit sahilinde fötr şapkası ve eşliğindeki sevimli köpeği Çiko ile beraber Edremit'i, Altınoluk'u, Kazdağları'nı anlatırken şöyle diyordu: "Edremit öyle bir yerdir ki, eskiler şöyle tarif ederlerdi: Edremit'in bir sokağından yağ, bir sokağından bal akar." Ne kadar doğru. Körfez tarih ve doğa şaheseri. Dünyanın oksijen çadırı Küçükkuyu'nun havası, Assos'un billur denizi, Ayvalık'ta Cunda ve Sarımsaklı plajları, Altınoluk'un altın sarısı zeytinyağı... Ve o muhteşem toprak... Yere düşürdüğünüz kayısı çekirdeğinin bir yıl sonra fidan olduğunu görmek. Unutmadan... Edremit Havalimanı da bir yıllık inşaatın ardından "uluslararası" özelliğe kavuştu. Haziran'ın ortasında hizmete açıldı. Ama hangi hizmete? Sordum, soruşturdum, uçak seferi yok. Tanzanya'ya uçmakla övünen THY, burnunun dibindeki Edremit'e niye uçmaz ki?
Kurban Metin
Giderek "Entrikalar Adası" haline gelen "Survivor"da haftanın eleneni "ağır sıklet" Metin oldu. Böylece Hakan-Gizem-Kızlar koalisyonu, haftayı zaferle kapattı. Ama bu hafta "direkten dönen" Gizem için gelecek hafta tehlike çanlarının daha yüksek perdeden çalacağı kesin. Oysa Metin kolay lokmaydı. Koalisyonun kendisine daha güçlü bir hedef seçmesini beklerdim. Zira Metin, her ne kadar yarışma şartları yüzünden değişmiş gibi görünse de biraz ikna çalışması yapıldığında kolayca saf değiştirecek kadar "saf" biriydi. (Buradaki "saf", duruluk, temizlik, masumiyet anlamındadır.) Bu arada haftalardır dikkatimi çeken, oylamanın son kağıda kadar "başa baş" gitmesi. Sanırım, Acun Ilıcalı, önceden oyları tasnif edip, sıraya koyarken, "heyecan dozunun artmasına" olanak sağlayacak düzenleme yapıyor. Eee, ona boşuna "televizyonun dahi çocuğu" demiyorlar!


