22 Mayıs 2012 Salı

Yüksel Aytuğ


Vuvuzelanın zırt dediği yer!

Dünya Kupası sayesinde tanıdığımız vuvuzelaya "Afrika Zurnası" diyorlar. Bence zurnaya ve zurnacılara hakaret! Zira "mi" sesinden başkasını çıkarmıyor. Herkes olanca gücüyle üflüyor, arı kovanını andırır biçimde tekdüze bir ses kulakları tırmalıyor. Nerede benim zurnam, klarnetim? Ama Dünya Kupası'nda beni vuvuzeladan daha fazla sıkan bir tekdüzelik var: Futbolun "tek tip" hale gelmesi... Bakıyorum da İngiltere ile Sırbistan'ın futbol anlayışı arasında fark yok. Danimarka ne oynuyorsa, Almanlar da aynısını oynuyor. İtalya, Arjantin hatta Brezilya bile sadece "mi" sesi çıkartıyor. Oysa eskiden öyle miydi? Takımlarla beraber, ekoller de çarpışırdı. Latinler başka oynardı, kıta Avrupa'sındakiler başka. "Ada futbolu" diye bir kavram vardı mesela... Şimdi "kontrollü oyun" diye bir şey icat ettiler. Futbolu yeknesaklıktan öldürmek için... "Biz topu ayağımızda tutalım da nasılsa rakip bir hata yapar" anlayışı, dünyanın bu seyretmesi en zevkli spor dalını kesen bir hızar sanki. Yani futbol, bindiği dalı kesiyor, kimsenin haberi yok. Bu görüntünün ardından ben de azılı bir "globalleşme karşıtı" oldum. Evet, globalleşmeye karşıyım. Özellikle de futboldaki globalleşmeye... Diğer yandan sözde "futbol" diye mahkum edildiğimiz bu yavanlığı izlerken, herkes gibi ben de "Ahh" çekiyorum, Türkiye bu turnuvada olmadığı için... Maç döndüren, risk alan, yüreğiyle oynayan, futbolun sürprizler oyunu olduğunu hatırlatan, bizim gibi renkli bir takıma çok ihtiyaç vardı Güney Afrika'da. Orada olmalıydık. Kesin olmalıydık. Zurnada peşrev olmaz olmasına da futbola da biraz peşrev yakışırdı hani...

Ekranda adli kontrol!
Dün magazin sayfalarının manşetlerindeydi. Demet Akalın'ın eşi Önder Bekensir'e Çeşme'de karıştığı iddia edilen bir olay nedeniyle yurt dışına çıkış yasağı getirilmiş. Bekensir ayrıca "adli kontrol" altına alınmış. Yani belirli aralıklarla karakola gidip, imza verecekmiş. İddiaya göre Çeşme'deki bir gece kulübü, Demet Akalın'a konseri karşılığında eksik ödeme yapınca, Bekensir ve arkadaşları mekan sahibini tehdit etmiş. Meslektaşlarımın bu haberi sayfalara taşıdıkları saatlerde Show TV'de Demet Akalın - Önder Bekensir çiftinin özel yaşamına kamera tutan "Evlilik Hayatı" adlı program vardı. Belki henüz haberiniz yoktur. Ünlü çiftin neredeyse 24 saati kameraya kaydedilip, yayınlanıyor. Amacın ne olduğunu henüz anlamış değilim. Son olarak DemetÖnder çifti, arkadaşları olan iki hanımefendiyi havuzbaşında ağırlıyorlardı. Demet, Önder ve arkadaşları bikini ve mayolarla adeta "vücut şov" yapıyorlardı. Uzun süre izledim ama evlilik hayatı üzerine küçücük bir ders bile çıkaramadım. İşin ilginç tarafı, çiftin son haberlerle ilgili olarak medyayı suçlamasıydı. Hem özel hayatınızın mahremiyetini her gün kameralarla paylaşacaksınız, hem de medyayı "özel hayatlarına burun sokmakla" suçlayacaksınız. Bu arada Bekensir'in "adli kontrolü" çok kolay. Karakol polisleri her gün Show TV izlesin, yeter!..

Dev ekran kaldırılsın
Dünya Kupası yönetmenlerinin en büyük zevki, seyirci avlamak! Her şeyden habersiz maç izleyen tribündeki seyirci kendini bir anda stattaki dev ekranda görünce, takımının 3-0'lık mağlubiyetini bile unutup, sevinç çığlıkları atıyor. İşte ekranın büyüsü! O karenin içinde yer almak için milletin 4 takla atması işte bu yüzden!.. "Kendini dev aynasında görmek" deyimi, "Kendini dev ekranda görmek" ile yer değiştirdi şimdilerde... Ama statlardaki dev ekranların dikkat dağınıklığına yol açtığını ve futbolun sihrini yok ettiğini düşünüyorum. Eminim siz de fark etmişsinizdir. Tribündeki seyircinin de, yedek kulübesindeki antrenörün de, sahadaki futbolcunun da gözü ekranda... Hatta sahadayken ekrana bakıp saç bandını düzelten futbolcu bile gördüm. Ekrana tek bakmayan hakem... Halbuki tereddütte kaldıkları pozisyonlarda karar vermeden önce dev ekranda pozisyonun tekrarını izleseler, kale çizgisinden bir metre içeri giren topu da, iki metrelik ofsayt pozisyonunu da görecekler. Statta dev ekran bulunması, ekran başındaki bizlerin maç keyfini de engelliyor. Zira yönetmen, statta "infiale" neden olmamak için tartışmalı pozisyonları bir defadan fazla göstermiyor. Özetle; statlardaki dev ekranlar kaldırılsın. Maçı ekrandan izlemek isteyenler evinde otursun!


Barış'a hasret
O hüzünlü hafta gelip, çattı işte... Salı günü, Barış Akarsu'nun doğumgünüydü. Aynı zamanda onu aramızdan alıp, götüren feci kazanın yaşandığı gün. Pazar günü de aramızdan ayrılışının üçüncü yıldönümünde onu sevgi ve hasretle anacağız. Üç yıl bizim için çok çabuk geçti de, onu Barış'ın acılı ailesine bir sorun. Hele ki hâlâ onun bir tutam saçını koklayan Hatice Ana'ya... Amasra Belediyesi'nin düzenlediği anma programının içeriği ise şöyle:
CUMA 16.00 Sevgi Korteji 16.30 Kültür Park Barış Akarsu Anma Programı 21.00 Ali Altay Konseri 23.00 Haluk Levent Konseri ve Havai Fişek Gösterisi
CUMARTESİ 11.00 Tekerlekli Sandalye Dağıtım Töreni 22.30 İsmail YK Konseri ve Havai Fişek Gösterisi
PAZAR 21.00 Yerel Müzik Grubu Konseri 22.00 Bulutsuzluk Özlemi Konseri ve Havai Fişek Gösterisi.
Her şey tamam da... Barış, İsmail YK dinler miydi ki? Aynı parayla lösemili çocuklara yardım etmek dururken, havaya fişek attırır mıydı?

Başroller uçarken
Salı günü bu sütunlarda sezona damga vuran iki muhteşem finali övmüştüm, "Aşkı Memnu" ile "Ezel"i... Ama gelin görün ki, seyir zevkimi azaltan, beni öykülerin büyülü sarmalından çekip, çıkaran bir durum vardı: Başrol oyuncularının yer aldığı reklamlar... Ezel, Cengiz'e aslında "Ömer" olduğunu açıklamak üzere... Herkes büyülenmiş gibi ekrana bakıyor. Pat reklam ve o da ne? Bizim Ezel, iki parende bir burgu ile kola şişesinin ardından suya atlıyor. Haydi şimdi gir havaya yeniden girebilirsen... Bihter, silahı göğsüne tutmuş, ateş ediyor, önce gözleri ölüyor, sonra bedeni... Cart reklam... Bizim Bihter bir ürünün çekim alanına kapılmış havalarda uçuyor, yerlerde sürükleniyor ve popo üstü yere yapışıveriyor. Gitti caanım sahnenin büyüsü ve Bihter'in karizması... Amacım reklamlardan tonla para kazanan oyuncu tayfasının tekerine çomak sokmak, elalemin ekmeğiyle oynamak değil tabii ki... Ama yeni dönemde yapımcılar, dizi için oyunculara imza attırırken, "Sezon boyunca tanıtım ve reklamlarda oynamama" maddesini sözleşmeye eklerlerse iyi olur!


30.06.10



YORUMLAR
Yorum yazabilmeniz için üye olmanız gereklidir.

ÜYE OLMAK İÇİN TIKLAYINIZ. Eğer üye iseniz buraya tıklayarak giriş yapabilirsiniz.



HENÜZ BU YAZIYA YORUM YAPILMAMIŞ.


DİĞER YAZILARI

Yılmaz ÖZDİL
· Burhan Ayeri ( Akşam )
· Bekir Hazar ( Takvim )
· Cengiz Semercioğlu ( Hürriyet )
· Mesut Yar ( Posta )
· Tuna Serim ( Tercüman )

Anasayfa    Medya    Televizyon    Gazete    Güncel    Politika    Magazin    Spor    Yazarlar    Video    Foto Galeri    Künye    Reklam    İletişim    RSS/XML MedyaSosu.com © 2010 - Bütün hakları saklıdır. Haberler Kaynak gösterilmeden kullanılamaz         Yazılım & Tasarım : MAD Medya