Bu yarışma jüriliğinden ne zaman emekli olacağım bilmiyorum. Gerekli 5 bin iş gününü çoktan doldurdum ama pazar gecesinden itibaren yine koltuktayım. Bu kez işimiz "ahkam kesmek" değil, türkülerin kirini pasını almak, filtre etmek, durulayıp, en "hakiki" halleriyle izleyicilere sunmak. atv'nin "Türkünü Söyle" yarışması için sevgili hocalarımız Zafer Gündoğdu, Arif Sağ ve Belkıs Akkale haftalardır Türkiye'yi dolaşıyorlar. Ben Zara ile beraber ilk kez pazartesi günü adayların bir bölününü izleyebildim. Ve bu "tarama" işinin ne kadar zor olduğunu orada görüp, anladım. Çünkü memlekette ne yazık ki "türkü" anlayışı değişmiş. Türkü söylemek için mikrofonu eline alanlar, arabeskle ve popüler kültürün ticari kaygılarıyla kirletilmiş "türkü benzeri" şeyleri söylemeye çalışıyorlardı. Hatta içlerinde, söylediği türkünün sözlerindeki anlamı bilmeyenler de vardı. Örneğin bir kızcağız, "Çeşm-i siyah"ı "Çeşme siyah" diye söyledi ısrarla... Görünen o ki, aşıkların, ozanların o en saf, duru ve özlü haliyle okuduğu güzelim türküler, eğlence kültürünün masalarına meze olmuş. Türkü barlarda sahne alan bazıları "Gırtlak nağmesi yapmazsam, millet beğenmez, eğlenmez" diye o güzelim eserleri eğip, bükmüşler. Türkü bahçemizin içi ayrık otlarıyla dolmuş yani... İşte "Türkünü Söyle" bu kaygıyla naçizane bir elek vazifesi görecek. Türkülerdeki erozyonu önlemek için yamaçlara ağaç dikecek. Jürisi "kılavuz", yarışmacıları "görevli" olacak. Her şeyden önce taşın altına elini değil, "kendisini" koyan yapımcı Ahmet Bayram'ı tebrik ediyorum. Bu işin piri Arif Sağ, türkülerin sultanı Belkıs Akkale, yeni neslin kulağına gerçek türküleri değdiren, hanımefendi kişiliği ve zarif duruşuyla takdir toplayan Zara ile aynı resim karesinde buluşmak bile benim için büyük onur. Hele ki programın sunucusu, gerçek türkü dostu Oktay Kaynarca olunca, gel de türkünü söyleme... Vira bismillah!
İlk kez "kötü baba" olacak
Erdal Özyağcılar'ı önce "Yabancı Damat"ta sonra "Elveda Rumeli"de evlatları için canını vermeye hazır fedakar bir baba olarak izlemiştik. Ünlü aktör, ilk kez "kötü, sert, acımasız bir baba" karakteri ile ekranlara gelmeye hazırlanıyor. Özyağcılar'ın üç yıldır üzerinde çalıştığı senaryo, MED Yapım tarafından TV dizisine dönüştürülmek üzere. Öykünün omurgasını Dostoyevski'nin edebiyat klasiği "Karamazof Kardeşler" oluşturuyor. Bir baba ile oğulları arasındaki güç savaşı aslında bizim toplumumuza da yabancı değil. Bu gerçekten hareket eden Özyağcılar, Anadolu'nun pek çok yöresinde halihazırda yaşanmakta olan babalar ve oğullarının egemenlik savaşını cazip bir dizi senaryosuna dönüştürmüş. Ancak bu omurganın etrafındaki küçük öykücükler ise kimi zaman mitolojik öykülerden kimi zaman da diğer edebiyat ve tiyatro klasiklerinden esinlenmeler taşıyor. Dizi, ailesi tarafından bir İda Dağı'na terk edildiği için çok güç şartlarda büyüyen, bu nedenle sertliğini, kabalığını, acımasızlığını o günlerden miras alan bir baba ile çocukları arasındaki güç savaşını konu alıyor. Dostoyevski'nin romanı 19'uncu yüzyılın ortalarında geçmesine rağmen, Özyağcılar senaryoyu dünyanın büyük bir ekonomik buhran yaşadığı 1930'lara uyarlamış. Özyağcılar, televizyon kariyerinde ilk kez "kötü baba" karakterini canlandıracak olmanın heyecanını yaşarken, Kazdağları'nda çekilmesi planlanan dizinin oyuncu kadrosu ve hangi kanalda yayınlanacağı ise henüz kesinlik kazanmış değil.
Zap'tiye
Kadir Çöpdemir, önce sucuk, ardından bulaşık makinesi, sonra kredi kartı ve şimdi de kargo şirketi reklamıyla ekranda... Reklamcılar pek Kadir'şinas çıktı doğrusu!..


