23 Mayıs 2012 Çarşamba

Yüksel Aytuğ


FOX yine 12'den vurdu!

Başımıza taş yağacak!
Pazar gecesi kanalları gezerken gözüm önce atv'nin filmi "Meteor Fırtınası"na takıldı. Bildik hikayeydi. Dünya, göktaşı yağmurunun tehdidi altına giriyor. Büyük şehirlere alev topları yağıyor. Dünyada yaşamı sona erdirecek en büyük darbeyi önlemek için bir avuç bilim adamı seferber oluyor ve nihayet mutlu son v.s... "Armagedon" tarzı bu filmlerin de öngördüğü gibi dünyaya bir gün mutlaka büyük bir göktaşı isabet edecek. Bu yarın da olabilir, 5 milyon yıl sonra da, ama mutlaka olacak. Bu tür filmleri NASA'nın desteklediğini biliyoruz. Amaç, insanları korkutup, devlet bütçesinden bu konudaki araştırmalar için daha büyük bütçeler kopartabilmek. Özensiz, son derece amatörce grafik çalışmaları nedeniyle sonunu güçlükle getirebildiğim film biter bitmez National Geographic'e geçtim. Orada da göktaşı tehdidine karşı alınan ve alınması gereken önlemler bu kez "dramatik" değil "bilimsel" bir üslupla anlatılıyordu. Bir bilim adamı dedi ki, "Siz Hollywood filmlerine aldırmayın. Orada tek çözüm olarak göktaşının nükleer füzelerle vurulması yolu denenir. Ama bir göktaşını havada parçalamak, dünyaya tek bir mermi isabet etmesi yerine, içi saçma dolu bir çifte ile ateş etmeye benzer. Hasar daha büyük olur." Peki bilim adamları ne öneriyorlardı? Birinci seçim: Sandaldan atlama yöntemi... Sandaldan denize atladığınızda, tekne nasıl aksi istikamette ivme kazanıyorsa, göktaşının yönü de bu şekilde değiştirilebilirdi. Göktaşının üzerinde değil, yanında, yöresinde bir dizi nükleer patlama bu etkiyi yaratabilirdi. İkinci seçim: Uzaya yerleştirilecek dev bir ayna ve odaklama sistemiyle göktaşına güneş ışını yansıtılacak, kütlede ısı nedeniyle gazların sıkışması ve patlaması sağlanacak, böylece tehdit yön değiştirecekti. Üçüncü seçim: Uzaya yerleştirilecek güçlü bir laser topuyla kitle tamamen imha edilecekti. Dördüncü seçim: "Uzayda her kütle, bir diğerini çeker" prensibinden hareketle, "uzay traktörü" denilen büyük bir uzay gemisi ile göktaşına dokunmadan, sadece onu yakından izleyerek bir "çekim kuvveti" yaratılacak ve yönü değiştirilecekti. Ancak bu yöntemlerin uygulanmasında küçük (!) bir sorun var. Bu "saptırma" çalışması 6 ay ile 1 yıl sürmek zorunda. Yani o göktaşını bizim aylar öncesinden "fark etmemiz" gerekiyor. Bu ise şimdilik neredeyse imkansız. Kesin olan ne? Başımıza taş yağacağı... Hem de Hollywood filmlerinden çok daha kötü bir senaryo ile... Benim çözümüme gelince: Uzaya en az 3 siyasetçi yerleştirelim. Zira onların "saptırma gücü" hiçbir lazer topunda yok!..

Stil danışmanları
En küçük bir ekonomik daralmada en büyük darbeyi yiyen, "pamuk ipliğine bağlı" tekstil sektörünü diziler kurtaracağa benziyor. Zira artık pek çok kişi (özellikle de genç kızlar) dizilerdeki karakterlerin giyim kuşamını kendilerine rehber alıyorlar. Diziler artık "Acaba bu bölümde ne olacak?" diye değil, "Acaba bu bölümde ne giyecekler, ne takacaklar, ne kullanacaklar?" merakıyla izleniyor. Yapımcılar da bu "yeni cazibe merkezine" yatırım yapmaya başladılar. "Aşk-ı Memnu"nun yarattığı yeni moda ve trendler, artık her dizide bir "stil danışmanı" istihdam edilmesine yol açtı. Modacı ve stilistler şimdilerde bu yeni ekmek kapısının önünde kuyruk olmuş gibiler. Bu kervana son katılan yapım ise Kanal D'nin "Gossip Girl"den devşirme dizisi "Küçük Sırlar" oldu. Kızlar ve erkekler neredeyse her karede ayrı bir kostüm, değişik saç stili ve aksesuvarlarla görünüyorlar. Gençlik odalarında kullanılan mobilyalar, cep telefonları modelleri, bilgisayarları ve hatta kullandıkları süper lüks otomobillere varıncaya kadar "dokundukları" her şey moda olmaya aday. Bir dönem dünyada trendleri ve tüketim alışkanlıklarını yönlendiren "Sex And The City" gibi "Küçük Sırlar" da bizim ülkemizde özellikle gençlerin "moda kataloğu" olmak üzere...

FOX yine 12'den vurdu
FOX'un dizi seçimlerini son derece başarılı buluyorum. Az ama "öz" dizi yayınlıyorlar. Ekrana getirdikleri hemen her dizi, reyting canavarının kuyruğuna tutunmayı başarıyor. Ömre Bedel, Arka Sıradakiler, Deniz Yıldızı gibi. Şimdilerde "Çakıl Taşları" adlı bir dizi ile izleyici karşısına çıktılar. Onu da sevdim. Hem zamanlamasıyla, hem ilginç konusuyla, hem de özenle seçilmiş oyuncu kadrosuyla yaza damgasını vuracak dizilerden biri olmaya aday. "Çakıl Taşları", üniversiteye giriş imtihanını kazanamayan ama ailelerini "kazandık" diye kandıran bir avuç gencin trajikomik öyküsünü anlatıyor. Bu büyük yalanın ardından kendilerini "üniversiteye girmeye mecbur" hisseden gençler, ailelerine çaktırmadan yeni imtihana hazırlanıyorlar. Bunun için de eskiden başarılı bir kurs öğretmeni olan ama şimdilerde alkolle başı dertte olduğu için ayık dolaşamayan, aynı zamanda çevresindekilerin "cami hocası" olarak tanıdıkları Neşet'ten medet umuyorlar. Tabii bu "gizli saklılık", beraberinde bir dizi komik öyküyü de getiriyor. Genç oyuncular arasında umut vaat edenler var. Bu dinamizme, Yılmaz Gruda, Hakan Gerçek, Asuman Dabak, Hakan Bilgin ve Bülent Bilgiç'in tecrübeleri de eklenince ortaya neşeli bir seyirlik çıkmış. Özellikle "Nisanur" karakteriyle harikalar yaratan Eylem Yıldız'ı izlemenizi öneririm.


22.07.10



YORUMLAR
Yorum yazabilmeniz için üye olmanız gereklidir.

ÜYE OLMAK İÇİN TIKLAYINIZ. Eğer üye iseniz buraya tıklayarak giriş yapabilirsiniz.



HENÜZ BU YAZIYA YORUM YAPILMAMIŞ.


DİĞER YAZILARI

Yılmaz ÖZDİL
· Burhan Ayeri ( Akşam )
· Bekir Hazar ( Takvim )
· Cengiz Semercioğlu ( Hürriyet )
· Mesut Yar ( Posta )
· Tuna Serim ( Tercüman )

Anasayfa    Medya    Televizyon    Gazete    Güncel    Politika    Magazin    Spor    Yazarlar    Video    Foto Galeri    Künye    Reklam    İletişim    RSS/XML MedyaSosu.com © 2010 - Bütün hakları saklıdır. Haberler Kaynak gösterilmeden kullanılamaz         Yazılım & Tasarım : MAD Medya