Tarkan'ın son albümünü merakla bekliyordum. Yaşadığı fırtınalı günler, onun duygularını ve buna bağlı olarak "mesleğini" nasıl etkilemişti acaba? Ne yalan söyleyeyim, ondan çok daha "fazlasını" bekliyordum. Kafamı kurcalayan soru şu: "Acaba bu şarkılar, üzerinde Tarkan'ın ismi ve resmi bulunmayan bir albümde olsa, dinlenir miydi?" Haftalardır kulaklarımıza değdiği için "alıştığımız", albümün promosyon şarkısı "Sevdanın Son Vuruşu", hafif arabesk kokulu "Kayıp" ve albüme adını veren, Türk Sanat Müziği motifleriyle bezeli "Adımı Kalbine Yaz" dışında "kulağa dokunur" bir şarkı bulamadım. Adet olduğu üzere, albümün sonuna sıkıştırılan remix ve farklı versiyonlar ise şarkıların gece kulüplerinde sıkça çalınması için kurgulanan "ticari faaliyetlerden" öte bir anlam ifade etmiyor. Tarkan önce Karma felsefesinden etkilendi, sonra atasözleri ve halk deyimlerinden oluşan şarkılar yaptı. Bu kez teknolojiye ve sanal aleme göz kırpıyor gibi... Örneğin "Acımayacak" şarkısında "Sen iste ben bekliyorum, listeme de ekliyorum" diyor. İsmail YK'nın "Facebook"unun Tarkan'a ilham vereceği kimin aklına gelirdi ki? "Usta-Çırak" şarkısında da "dijital" bir gönderme var: "Seni çözmek için altyazı lâzım, benim de şifremi kırman lâzım... " Tarkan'ın "fan"ları bu samimi eleştiriye üzülecek, gönül koyacak biliyorum. Ama bu satırlar ne Tarkan'a duyduğum sevgiyi azaltır ne de Tarkan'a duyduğum sevgi beni "gerçekleri" yazmaktan alıkoyabilir. Bilirsiniz, "fan" aynı zamanda "pervane" anlamına da gelir. Unutma Tarkan, etrafındaki "fan"lar, havanın gerçek sıcaklığını sana unutturur. Ama sadece kısa bir süre için... İlk kez bir Tarkan albümünü, "Acaba dinledikçe sever miyim?" umuduyla CD çalarıma takıp takıp, duruyorum...
Neşeli tabaklar
Ekranda pek çok yemek tarifi programı var. Ama biri var ki, son günlerde izlemeden yapamıyorum. atv'deki "Her Şey İçin Berna Laçin" programındaki "Sırma Bradley'den Neşeli Tabaklar" köşesi gerçekten çok keyifli. Bradley; tabakları ve tepsileri öyle hoş buluşlarla süslüyor ki, hani "yeme de yanında yat" cinsinden... Malum, yemek pişirmek bir ev kadını için çoğu zaman "eziyetli" bir görev. İşte Sırma Bradley, bu rutin faaliyeti "keyfe" dönüştürüyor. Çok kısa sürede küçük dokunuşlar ve birbirinden şaşırtıcı buluşlarla, mutfağı adeta bir "sanat atölyesi" haline getiriyor. İşin bir başka güzel yanı, en iştahsız çocuğun bile bu şirin tabakları gördüğünde, geride kırıntı bırakmayacak olması. Bradley çarşamba günü kalıplarla çiçek şeklinde kestiği hamurları yağda kızartıp, sopaların ucuna taktı ve saksılara iliştirdi. Bu ayçiçeği şeklindeki böreklerle son derece ilginç ve iştah açıcı bir görüntü elde etti. Ama asıl olay, pazartesi günüydü. Pilav, köfte ve patates kızartmasından, "kuluçkaya yatmış tavuk" yarattı. Pilavı, farklı büyüklükte iki kalıp kullanarak tavuğun başı ve gövdesi haline getirdi. Sonra kırmızı biberden ibik, kuru üzümden göz yaptı. Ayrıca rendeden geçirip, kızarttığı patates ile "saman efekti" yarattı. Köfteleri de yuvarlak haline getirip, yumurta gibi tavuğun etrafına yerleştirdi. Çocuk olsaydım, bu tepsiyi anında silip süpürürdüm...
Sporun anasını ağlatmak
Avrupa Atletizm Şampiyonası'nı içim burkularak izliyorum. Avrupa'nın küçücük ülkeleri, Afrika'nın adı zor hatırlanan milletleri başarıdan başarıya koşarken, bizim atletler nal topluyor. İlk gün 4 sporcumuz da döküldü. Neyse ki ikinci gün piste çıkan "devşirme" atletimiz Elvan Abeylegesse 10 bin metreyi kazandı da yüzümüz güldü. (Eğer geçen hafta kamp yaptığı Palandöken'de sele kapıldığı anda bir taksi şoförü onu kucaklayıp, sel sularının arasından geçirmeseydi, sığındığı şantiyedeki işçiler ona kuru çamaşır ve eşofman vermeselerdi, o madalyayı da göremeyecektik ya, neyse... Şampiyonluk adayı atletimizi dağ başında tek başına doğanın insafına terk etmek de ancak bize yakışırdı zaten.) Bizim atletlerimizin Barcelona'da sapır sapır döküldüklerini görünce statlarımızı hatırladım. Büyük şehirlerde lig maçlarının oynandığı pek çok statta artık atletizm pisti kalmadı. Eskiden hemen her büyük statta futbol sahasını çevreleyen bir atletizm pisti bulunurdu. Devre aralarında şehir ya da bölge şampiyonaları koşulur ve en az maç kadar ilgi görürdü. Hele ki atletlerden bir kaçı büyük takımların formalarını giymişse. Ama şimdi statların seyirci kapasitesini arttırmak, kulüplere gelir sağlayan "localara" yer açmak için atletizm pistleri kaldırılıp, yerlerine koltuklar konuldu. Yani atletizmi "para karşılığında" sattık. (Koltuk gelirleriyle Afrika'dan yeni atlet devşirmeyi düşünürler mi acaba? Bizde atletizme "koltuk çıkmak" böyle olur!) Atletizme "sporların anası" derler. Bizim en büyük meziyetimiz ise sporun anasını ağlatmak!
Ünlüler uyandı
Geçen hafta ünlü İngiliz Hip Hop grubu N-Dubz'ın solisti Tulisa Contostavlos, yıldızların lüks evlerinin tanıtıldığı televizyon programına katılıp şahane malikanesinin kapılarını kameralara açmış, aradan dört gün geçmeden hırsızlar eve girip, içeride değerli ne varsa alarak kayıplara karışmışlardı. Ben de bunun üzerine "Ünlülere küçük bir tüyo" başlığıyla magazin dünyasının gösteriş meraklısı şöhretlerini uyarmıştım. Demiştim ki; "Kameralara evlerini gezdirirken mücevher kutularından önce, güvenlik sistemlerini abartsınlar. Olmasa bile sallasınlar: 'Bizim evin tamamında ısıya ve harekete duyarlı sensörler var. Alarm sistemimiz direkt olarak semt karakoluna bağlı. Gizli kasaya yabancı biri dokunduğu zaman odaya bayıltıcı gaz yayılıyor' filan desinler... " Geçen gün Sema Çelebi, "Her Şey İçin Berna Laçin"e konuk olmuştu. Program ekibi, daha önceden onu Bodrum'daki şahane malikanesinde ziyaret etmiş, evini görüntülemişti. Bu görüntülerin ardından Sema Çelebi, şöyle dedi: "Şimdi hırsızlık olayları filan oluyor ya, buradan söyleyeyim, benim evimde sürekli bir yardımcım bulunuyor. Ayrıca kapıda da güvenlik var. Ona göre" Belli ki bu köşeden yaptığımız "kamu hizmeti" faydalı olmuş!..
Deniz Arman'a eleştiri
Türk dili gönüllüsü Hüseyin Movit, bu kez de televizyongazetesi'nde Kanal D Ana Haber sunucusu Deniz Arman'ı eleştirmiş. İşte Movit'in satırları: Deniz Arman, önündeki metni okuyamıyor, sakız çiğniyormuş gibi konuşuyor, bolca tekliyor. İşte Deniz Arman'ın örnek cümleleri: "Sayın seyirciler, silahı olanla konuşuyor, daha doğrusu silahı olana seslenen Diyarbakır'daki 32 sivil toplum kuruluşuydu. Bunlar biraraya geldiler ve kana bunun adı kana dur girişimi, PKK'ya ateşkes çağrısında bulundular." "Sayın seyirciler yurdumuzun dört bir yanı kavruluyor batısı kuzeyi vesaire ama Karadeniz değil çünkü Karadeniz'de eee bölgeye yaz geldi ama yaz geldi yağmurla geldi. Karadeniz şiddetli yağışların yağışlardan doğan heye doğan heyelanların ve heyelandan kaynaklanan toprak kaymalarının hedefi oldu... " Doğan Medya Grubu yöneticilerine teklifimizdir: Haberde geçen kelimeleri ekrana yansıtın, cümleleri biz kurarız


