23 Mayıs 2012 Çarşamba

Yüksel Aytuğ


Hadise'nin gözleri patlak mı?

BU soruya yanıt aranan yer, bir magazin programı değildi. Pazartesi gece yarısından sonra Kanaltürk'ün "Son Kale" programında tartışıldı. Aslında her şey Hadise'nin milli marş performansı üzerine Ahmet Çakar'ın yorumuyla başladı ve gidip ta Ergenekon'a kadar dayandı. İşte ekran başındakileri hayrete düşüren ve Reha Muhtar'ı çok kızdıran o muhabbet:
AHMET ÇAKAR: Kalçası geniş, kurbağa gözlü bir kızımız olan Hadise'nin Amerika'daki milli marş performansını başarılı buldum...
REHA MUHTAR: Ahmet Çakar'ın, Hadise'nin fiziksel özellikleriyle ilgili o kurbağa filan şeklindeki sözlerini kınıyorum. Bence milli marş sanatçıya göre yorumlanamaz.
A. ÇAKAR: Ben de Reha Muhtar'ın o ulusalcı, Ergenekon'cu, tırnak içinde Ergenekon'cu sözlerini kınamak istiyorum.
R. MUHTAR: Bir dakika... Ne demek Ergenekon'cu ya? Sizin böyle bir şey söylemeye hakkınız yok burada ya? Bu kadar ucuz laflar etmeye hakkınız yok. Ben bu tartışmayı yapmam. Söylediğin sözlerin ne anlama geldiğini bilmiyorsun. Ergenekon darbe yapmaya kalkan bir örgüttür. Doğru, yanlış...
A. ÇAKAR: Merak etme, ben Ergenekon'un ne olduğunu senden öğrenecek değilim. Ergenekon'u bana en son öğretecek sensin. Sokaktaki simitçi bile biliyor artık Ergenekon'u. Ben milli marşı yıllardır okullarda cuma günleri hep erkek öğretmenlerden dinledim. Milli marşımız hep yeknesak, aynı tonda söylendi. İlk kez bir kadından dinledim ve mutlu oldum. Gerek yok böyle statükocu davranmaya. Geri aldım Ergenekon'u, statükocu diyorum. Milli marşımıza bu kadar statükocu yaklaşmanızı kınıyorum.
R. MUHTAR: Ben bu konuyu burada tartışmam. Ben birebir konuşurum. Bir daha bu Ergenekon gibi kelimeleri uluorta söylemeyin. Biz burada bir milli marşın nasıl yorumlanacağı üzerine konuşuyoruz. Ergenekon ise çok ciddi bir mesele.
A. ÇAKAR: Alındın mı?
R. MUHTAR: Alınacak bir şey yok ki? Ayıp ediyorsun, suç işliyorsun burada.
A. ÇAKAR: Alındıysan geri aldım. Statükocu diyorum ya? Amaaan, amma uzatıyorsun sen de ya? Yakaladın ya oradan... Ben bu kızımızı çirkin bulamaz mıyım? Gözlerini patlak bulamaz mıyım?
SERHAT ULUEREN: Ben bu sözleri size yakıştıramadım hocam.
A. ÇAKAR: Benim bir kadının kalçalarının geniş olduğunu söylememin kime ne zararı var?
Sohbet böylece sürüp gitti ve bir spor programında gelişen "en fuzuli" ve "en rahatsız edici" muhabbetlerden biri olarak televizyon tarihimizdeki ayrıcalıklı yerini aldı...

Ölüdeniz Yarenleri
7 yıl önce Fethiye'ye yerleşen, yaşları geçkince, bir İskoç ve 4 İngiliz'den kurulu "Ölüdeniz Yarenleri" korosu, önceki gün katıldıkları atv'deki "Defne Samyeli Her Şey Bambaşka" programına büyük renk kattılar. Önce "Tiridine Bandım" türküsünü söyleyip, stüdyoyu coşturdular. Ardından çat pat konuşabildikleri Türkçe'leriyle İstiklal Marşı'nı neredeyse kusursuz söylediler. Evet, aksanları vardı, kelimeleri bazen yuvarlıyorlardı ama ritmik ve melodik olarak İstiklal Marşı'nı "tam da gerektiği gibi" okuyup, büyük takdir kazandılar. Mevzuyu nereye bağlayacağımı anlamışsınızdır. Mesele aksan, ton v.s. değil. Mesele, bir ülkenin milli marşını, o ülkenin insanlarının hassasiyetini göz önünde bulundurarak, "yorum" katmadan, "lâyıkıyla" okuyabilmek için ciddiyetle çalışmak, çaba sarf etmek. Bravo Ölüdeniz Yarenleri'ne..

Ali Rıza Bey'in kamburu
Eskiden az gelirli ailelerin meselesi, çocuklarını okutabilmekti. Son yıllarda sırtlarında yeni bir kambur oluştu: Dershane... Yabancı dilde eğitim veren okullara ve üniversitelere girmek için devletin okullarında verdiği eğitim yetmiyor. İnsanlar, çocuklarına sağlam bir gelecek hazırlamak adına bir de dershaneye para yetiştirmek zorunda kalıyorlar. Geçen ay bu konuda yaşanan aile dramını hepimiz gazetelerde, haber bültenlerinde izledik. Oğlunun dershane parası için borçlanan bir anne, parayı ödeyemeyince hapse düşmüş, kendini sorumlu hisseden genç de intihar etmişti. Kim bilir daha medyaya yansımayan ne dramlar yaşanıyor. Fırsat eşitliğini ortadan kaldıran, parası olana avantaj sağlayan bu "dershane" sistemi, kim bilir daha kaç ocağı söndürecek. Konu, bu haftaki "Yaprak Dökümü"nde de işlendi. Bir türlü belini doğrultamayan Ali Rıza Bey'in sırtına bir de minik Ayşe'nin "dershane yükü" binmek üzere... Kızcağız, ailesinin içinde bulunduğu zor durumu biliyordu. Ama yine de "Arkadaşlarımın hepsi dershaneye gidiyor. Size yük olmak istemem ama durumumuz müsait olduğunda ben de dershaneye yazılabilir miyim?" diye sorduğunda, Ali Rıza Bey'in gözlerine düşen bulut, her şeyi anlatıyordu. Her ne kadar "Kendi imkanlarıyla çalışıp, başarılı olanlar da var kızım" diye durumu idare etmeye çalışsa da, kendi yüreğine bir hançerin saplanmasını engelleyemedi. Eminim o sahneyi izlerken, benzer durumda olan pek çok anne baba yüreğinde aynı sızıyı hissetti. Emir'in Sedef'e evlilik teklifi ise çok romantikti. Sedef önce Emir'den gelen CD'yi izlemeye koyuldu. Ama tam delikanlı cebinden yüzük kutusunu çıkarıp, konuşacakken, görüntü dondu. Sedef, CD'nin arızasını gidermeye çalışırken, izleyiciler de "Böyle sanal evlilik teklifi mi olurmuş? Emir'den daha fazlasını beklerdik" diye umutsuzluğa kapılmışlardı. Ama o anda çerçeveye, yüzük kutusu tutan bir el girdi. Emir, sevgilisinin yanı başında belirmiş, ona muhteşem bir sürpriz yapmıştı. Sanal ve hatta "banal" şekilde başlayan evlilik teklifi, muhteşem yaratıcılıkla sonlandı. Benim dizilerde hatırladığım en romantik evlenme teklifi, "Asmalı Konak"ta Seyhan Ağa'nın patenciyi kullanarak yaptığıydı. Aşkın "sevme sanatı" olduğunu hepimize hatırlatan senaristler Ece Yörenç ve Melek Gençoğlu'nu kutluyorum.


Abiye "Yemekteyiz"de
İlk günden yazacaktım da acaba Pınar Hanım'a ayıp eder miyim diye tereddütteydim. Ama baktım ki yarışmacı arkadaşları ona "Abiye Kuzu" diye hitap ediyor, o da şakayı kaldırıyor, hemen kaleme sarıldım. Evet efendim, "Yemekteyiz" yarışmacılarından Pınar Hanım, görüntüsü, konuşmaları, tavırları ile "Türk Malı" dizisindeki Abiye Kuzu'nun tıpkısı... İlk başlarda yarışmacı arkadaşları onu gizliden gizliye Abiye'ye benzetip, arkasından kıkırdıyorlardı. Hatta "Abiye ile Banu Alkan arası bir şey" olduğunu söylüyorlardı. Çarşamba günü dayanamayıp, bunu Pınar Hanım'ın yüzüne de söylediler. Ama beklenen olmadı. Kavga çıkmadı. Pınar Hanım büyük olgunlukla, "Bu kadar başarılı bir oyuncuya benzetilmekten gurur duyarım" deyip, bir de omuzunu titreterek "Abiye kahkahası" atmasın mı? İşte bunlar "Yemekteyiz" de görmek istediğimiz "mikemmel" hareketler!..


Bihter'e cenaze töreni
Kurtlar Vadisi'nde Çakır (Oktay Kaynarca) öldükten sonra gazetelere vefat ve başsağlığı ilanları verilmiş hatta İzmir'de gıyabi cenaze namazı bile kılınmıştı. Bugün televizyonun Türk halkı üzerindeki tesirlerini anlatırken bu sıradışı örneğe sık sık başvururum. Ama görünen o ki, "Çakır vakası" son olay olmayacak. "Aşk-ı Memnu" dizisinin fanatikleri Facebook'ta bir kampanya başlattılar. Final bölümünde kendi hayatına kıyacak olan Bihter için sanal alemde şimdiden "cemaat" (!) toplamaya başladılar. 27 Mayıs Perşembe sabahı itibariyle cenazeye katılacağını ilan edenlerin sayısı 50 bine yaklaşmıştı. Bu bir halkla ilişkiler çalışması mı yoksa dizi fanatiklerinin bir fantezisi mi bilinmez ama "Aşk-ı Memnu" şimdiden Çakır'ın öldüğü 2005'teki "Kurtlar Vadisi" sezon finalinin reyting rekorunu kırmaya niyetli görünüyor. Ben catering firmalarının yerinde olsam, "helva dağıtımı" için şimdiden sponsor olurdum!..


27.05.10



YORUMLAR
Yorum yazabilmeniz için üye olmanız gereklidir.

ÜYE OLMAK İÇİN TIKLAYINIZ. Eğer üye iseniz buraya tıklayarak giriş yapabilirsiniz.



HENÜZ BU YAZIYA YORUM YAPILMAMIŞ.


DİĞER YAZILARI

Yılmaz ÖZDİL
· Burhan Ayeri ( Akşam )
· Bekir Hazar ( Takvim )
· Cengiz Semercioğlu ( Hürriyet )
· Mesut Yar ( Posta )
· Tuna Serim ( Tercüman )

Anasayfa    Medya    Televizyon    Gazete    Güncel    Politika    Magazin    Spor    Yazarlar    Video    Foto Galeri    Künye    Reklam    İletişim    RSS/XML MedyaSosu.com © 2010 - Bütün hakları saklıdır. Haberler Kaynak gösterilmeden kullanılamaz         Yazılım & Tasarım : MAD Medya