23 Mayıs 2012 Çarşamba

Yüksel Aytuğ


Seneye de Manga gitsin!

İlk yarı finalistleri izledikten sonra bu köşede maNga'nın Eurovision şansının yükseldiğini belirtip, yazıyı "Cumartesi gecesi Eurovision'u önemseyenler için yeni bir zafer gecesi yaşanabilir" diye bitirmiştim. Yazıda Almanya'nın sempatik rock'n roll şarkısı ile maNga'yı zorlayabileceği tahmininde de bulunmuştum. İkisi de tuttu sayılır. Almanya, şarkıdan ziyade genç şarkıcı Lena'nın sempatik tavırları ve masumiyeti ile puanları toplayıp, birinci oldu. Temsilcimiz maNga ise bana göre "muhteşem bir sonuçla" ikinci sırayı aldı. Günler önce maNga'nın Eurovision şarkısını dinler dinlemez, "Albümlerindeki herhangi bir parça ile katılsalardı, ilk 5 garanti olurdu" diye yazmıştım. Zira maNga'nın kendi müzik stillerinden biraz uzaklaşıp, "Eurovision standartlarına yaklaşma çabalarını" yadırgamıştım. Buna rağmen Avrupalı'nın kulağı, maNga'yı reddetmedi. Temsilcimiz, MTV Müzik Ödülleri'nde elde ettiği başarılı sonucun tesadüf olmadığını kanıtladı. Müzik terimiyle "maNga'nın sound'u" Avrupalı'yı hem kulağından hem de yüreğinden yakalıyor. Keşke gelecek yıl da Türkiye'yi Eurovision'da maNga temsil etse. Ama katıksız, rafine ve "Eurovision kaygısız" bir maNga şarkısıyla... İşte o zaman "birincilik garanti" derdim. Sakın ikinciliği küçümsediğimi sanmayın. Başta da söylediğim gibi "muhteşem" bir sonuç. Oslo'da ülkemizi her açıdan en iyi şekilde temsil eden bu genç ve yetenekli adamlara kocaman bir alkış... Yıllardır Eurovision'da dikkatimi çeken gariplik ise pop müziğin ve müzik teknolojisinin kalbi sayılan İngiltere'nin yıllardır berbat dereceler alması... Bu yıl da yine listenin son sıralarındaydılar. Dünyayı sallayan pop şarkıcıları, en güzel sahne şovları bu ülkeden çıkmıyor mu? Bizim sanatçılar albüm çıkartırken sterlinleri bastırıp, Londra'daki kayıt stüdyolarının önünde kuyruk olmuyorlar mı? Peki nedir bu İngilizler'in Eurovision'daki pespayeliği? Önemsemiyorlar desem, değil... Zira Eurovision artık müzik endüstrisi için de çok önemli bir hale geldi. Ama gelin görün ki İngilizler son 5-6 yıldır "avantür film melodisi" tadında ya da "asansörlerde çalınabilecek türden" şarkılarla Eurovision'a gelip, rezil oluyorlar... Sertab, Kenan ya da maNga bir omuz verse şu müzik fukarası gariban Birleşik Krallık'a diyorum. (Bu yazıyı yazmak da nasip oldu ya. Son yıllarda birincilik, ikincilik, üçüncülük, dördüncülük alınca havaya girdik ister istemez.)

Marş böyle okunur
Ajda Pekkan bilmez miydi, o şahane gırtlağıyla "ara nağme" yapmayı? Bilmez miydi, İstiklal Marşı'nı kafasına göre eğip, bükmeyi, yorum katmayı? Ama yapmadı. Günlerdir bu köşede anlatmak istediğimi, o 40 saniyelik muhteşem icraatıyla anlattı. İstiklal Marşı'nı en sade, en anlaşılır, en net haliyle, yani "olması gerektiği gibi" okudu. Her notanın, her hecenin "hakkını" verdi. Adeta müzik öğretmeni gibiydi ve son derece mütevazı bir tavırla adeta "İstiktlal Marşı işte böyle okunur" dedi. "Limit Yok" programının yapımcısı Serhan Asker, cuma günü Formula 1'in startında İstiklal Marşı'nı Ajda Pekkan'ın okuması fikrini ortaya attı. Pekkan, Mehmet Koçarslan tarafından kendisine iletilen teklifi hiç düşünmeden kabul ederken, "Tüm dünyaya milli marşımızı dinletmek benim için şereftir. Bugün hemen stüdyoya girip çalışmaya başlıyorum" dedi ve iki gün boyunca aralıksız İstiklal Marşı'na çalıştı. Ajda Pekkan, bir sanatçının İstiklal Marşı'nı okumadan önce nasıl disiplinle çalışması gerektiğini, nasıl işine özen göstermesinin lâzım geldiğini, nasıl "milli hassasiyetleri" göz önünde bulundurmasının "şart olduğunu", sesin ve yorumun değil, "marşın" ön planda olması gerektiğini dosta düşmana gösterdi. Helâl olsun!.. Gelelim olayın TRT kısmına: TRT muhabirleri röportaj hevesiyle yanıp tutuştuğu ve reji de olan biteni seyre daldığı için Ajda Pekkan'ın okuduğu İstiklal Marşı ancak ortasında ekrana gelebildi. Marşın ilk kıtası TRT muhabirlerinin röportajına kurban giderken, Alman RTL televizyonu ise marşımızı başından sonuna kadar kesintisiz yayınladı. Bence yeni haftanın "ekran hadisesi" bu olacak!..

Canlı yayında "yazdı"
Medya Kralı'na telefon bağlantısı ile katılan izleyici Sermin İşbilen, konuk Caner Cindoruk'a moda deyimle "yazdı." Sermin, şöyle konuştu: "Eve geleli iki dakika oldu. Televizyonda Caner Cindoruk'u görünce hemen Tekel bayiini aradım ve bir Öküzgözü Boğazkere (şarap türü) sipariş ettim. Bir kaç tane de mum yaktım. Eğer Cindoruk kabul ederse programdan sonra evimin önünde bekleyen taksiyi gönderip, eve gelmesini isteyeceğim. Sabaha kadar... " Konuşma stüdyodaki tezahürat nedeniyle kesildi. Sermin sonra kötü niyeti olmadığını açıkladı. Okan, "Buna kötü niyet denmez. O zaman çocuklar doğmazdı" diye araya girdi. Sermin yanlış anlaşıldığını, amacının sabaha kadar birlikte DVD seyretmek olduğunu belirtti. Okan, "Zamanında bana da benzer teklifler gelmişti. Çorba içmeye filan çağrıldım. Bu şovmen takımı, programdan sonra hemen sevişmeye gidiyor sanıyorlar. Yok öyle bir şey. Hem tanımadığım adamın evinde niye çorba içeyim ki? Belki o adam da sevişmek istiyor?" diyerek herkesi şaşırttı... Okan'a tavsiyem, bunu bir gelenek haline getirmesi. "Yazı Tahtası" bölümünde izleyiciler, hayranı oldukları ünlüye gönüllerince yazsınlar...

Aman dikkat!
Çok hassas günler yaşıyoruz. İsrail'in Türk gemisini basıp, vatandaşlarımızı katletmesi, kolay kolay hazmedilecek bir olay değildir. Tepkimizi en sert şekilde ama diplomatik yollardan sapmadan vermeliyiz. Zira bu öyle bir olay ki, eğer infiale kapılıp, mantık dışı, sadece "reflekse dayalı" tepkiler verirsek, anında aleyhimize dönebilir. Milletçe "dirençli" ama soğukkanlı davranmak zorundayız. En az "onlar" kadar. Dikkat edin, İskenderun'daki saldırı ile gemilere baskının neredeyse aynı saatlere denk gelmesi, nasıl sinsi bir tertiple karşı karşıya olduğumuzu göstermiyor mu? Bu aşamada medyaya ve özellikle de televizyonlara çok önemli bir sorumluluk düşüyor. Eğer yayınlar, kınamanın ötesine geçip, "tahrik" boyutuna varırsa, -Allah korusun- yeni bir 6-7 Eylül vakası yaşanabilir. Kardeş Gazze halkına desteğimizi sürdürelim, İsrail'i en sert şekilde kınayalım, diplomatik yollardan en ağır cezayı görmesi için elimizden geleni ardımıza koymayalım. Ama bunu, tarihimizde yeni bir utanç sayfası açmadan yapalım.

Şu Beyaz'ın Acun'dan çektiği
Beyaz ile Acun arasındaki "şaka düellosu" nda sıra Acun'daydı. "Beyaz Show"un TEGV yararına düzenlediği geceye katılan Acun Ilıcalı, Beyaz'ın "yavuklusu" Tanem Sivar'ı cepten arayıverdi. Acun, Tanem'le konuşup, Beyaz'ı renkten renge sokarken, zavallı Beyaz'ım da tüm hünerini ve deneyimini kullanıp, "topu taç'a atmanın" yollarını arıyordu. Kalktı olmadı, oturdu olmadı, konuyu değiştirmeye çalıştı, Acun izin vermedi. Ama Beyaz'ın terlediğine değdi. Acun'un son dakika manevrası sadece reytingleri değil, bağış miktarını da zıplattı. Ekranın iki hayırseveri Beyaz ve Acun araya "hayırlı bir işi" de sıkıştırıp, geceye katkıda bulunanlarla 80 bin çocuğa eğitim imkanı hazırladılar. Hepsinin yüreğine sağlık.


31.05.10



YORUMLAR
Yorum yazabilmeniz için üye olmanız gereklidir.

ÜYE OLMAK İÇİN TIKLAYINIZ. Eğer üye iseniz buraya tıklayarak giriş yapabilirsiniz.



HENÜZ BU YAZIYA YORUM YAPILMAMIŞ.


DİĞER YAZILARI

Yılmaz ÖZDİL
· Burhan Ayeri ( Akşam )
· Bekir Hazar ( Takvim )
· Cengiz Semercioğlu ( Hürriyet )
· Mesut Yar ( Posta )
· Tuna Serim ( Tercüman )

Anasayfa    Medya    Televizyon    Gazete    Güncel    Politika    Magazin    Spor    Yazarlar    Video    Foto Galeri    Künye    Reklam    İletişim    RSS/XML MedyaSosu.com © 2010 - Bütün hakları saklıdır. Haberler Kaynak gösterilmeden kullanılamaz         Yazılım & Tasarım : MAD Medya