23 Mayıs 2012 Çarşamba

Yüksel Aytuğ


Ezel'den efsunlular!

Güle güle Canım Ailem
Uzadıkça uzayan, çekiştirildikçe tadı kaçan dizilerden olmadılar. Çünkü don lastiği değil, kurdeleydiler. "Doyumluk" değil, "tadımlık" oldular. Bünyemizde "hazımsızlık" yaratmadan, damağımızda unutulmaz bir tat bıraktılar. "Canım Ailem"le bugün vedalaşıyoruz. Dizinin bitmesine sebep olarak senarist Selin Tunç'un hamileliğini öne sürenler var. Buna pek ihtimal vermiyorum ama eğer öyleyse bile büyük saygı duyarım. Neye mi? Takım ruhuna. Eğer TMC'nin patronu deneyimli yapımcı Erol Avcı yeni bir senaryo ekibi kurmak yerine diziyi bitirme kararı almışsa, mutlaka bir sebebi vardır. Demek ki senarist değişiminin diziye sekte vuracağına inanmış. Yok eğer Avcı, yaşadığı acı tecrübelerin ışığında "dünyaya bir can getirmenin" her şeyden daha önemli olduğu sonucuna varmışsa, bu kararı karşısında ben de saygıyla eğilirim. Ama yok, "Bizim söyleyeceğimiz sözümüz bu kadar" demişlerse, buna da şapka çıkartırım. Yani bu kadar sevilen, reyting alan, seyircisinin "Bitmesin" diye neredeyse kendini Taksim Meydanı'nda yakacak hale geldiği bir dizi eğer "Tamamdır" diyorsa, altında mutlaka geçerli bir neden vardır. Bundan sonra "Canım Ailem"in bize bıraktıklarıyla yetineceğiz. Onlar ne mi? Aile olmanın en büyük zenginlik olduğu... Yardımlaşmaktan daha önemli bir insani erdem bulunmadığı... Gerçek aşkın her türlü engelin üzerinden atlayabileceği... Peki ya neleri özleyeceğiz? Samim'in babacanlığını... Meliha'nın duygusallığını... Ali'nin dürüstlüğünü... Seyhan'ın saflığını... Feride'nin çocuksuluğunu... Halim'in kadife yüreğini... Cabbar Ağa'nın merhametini... Yiğit'in deli dolu hallerini... Eda'nın melek dokunuşlarını... Cumali'nin iş bitiriciliğini... Ve... Ve tabii ki... Cancan'ın o sıkılası koca yanaklarını... Bugün ailemi uzak bir yolculuğa uğurluyormuş gibiyim. Canım Ailem'i...

Ezel'den efsunlular
Yine muhteşem bir "Ezel" bölümüydü. Sürprizin biri biterken, diğeri başladı. Her sahne ayrı bir heyecan kasırgasıydı. Özellikle Ezel'in, Eyşan'a gerçeği açıkladığı sahne enfesti. Bu kareler, Cansu Dere'nin oyunculuk kariyerinde "doktora tezi" verdiği anlardı. Hiçbir yapımcı, yönetmen, senarist için Barış Falay (Ali) öyle kolay kolay vazgeçilecek bir oyuncu değil. Nitekim mucizevi bir şekilde öbür taraftan geri gelip, hepimizi ters köşeye yatırdı. Hatta Ezel için o haliyle operasyona bile katıldı. Zaten bu dizide insanlar öyle kolay kolay ölmüyor. Eyşan'ın babası Serdar 6 bıçak darbesine rağmen hayatta kaldı. Cengiz'in kaç kez yaralanıp, hırpalandığını unuttum. Kamil iki kurşunla vurulup, hayatta kalmayı başarmıştı. Ancak ikinci hamlede öldürülebildi. (İster misiniz iki bölüm sonra o da hortlasın?) Ramiz Dayı'nın kızı Azat da iki silahlı saldırıdan yaralı kurtulmayı başarmıştı. İkide bir Ezel ve ekibinin karşısına dikilip, onlara kabuslar yaşatan spor ayakkabılı arkadaş da (Sayesinde o ünlü spor ayakkabısı markasının kötü ve korkutucu bir imajı oldu) ağır yaralanmasına rağmen son bölümde oradan oraya koşturup, duruyordu. Özetle; "Ezel" karakterleri kurşuna, bıçağa karşı en az Vadi'ciler kadar efsunlu... Final bölümündeki sürpriz ise müthişti. Cengiz, Kenan'ın sayesinde küllerinden doğup, Ezel'in karşısına dikildi. O ana kadar oyunun tüm kurallarını Ezel ve Ramiz Dayı koyuyordu. Bakalım Ezel, bu yeni oyunda sevdiklerini Cengiz'in elinden kurtarabilecek mi? Hepsinden önemlisi, oğlunun annesi olduğunu öğrendiği Eyşan'a karşı tutumu değişecek mi? Gelecek haftayı iple çekmemize yol açan bir başka soru işareti ise Ömer'in mezarı başında bir kutu uyku ilacı içen Eyşan'ın kurtulup, kurtulamayacağı. Ama yukarıdaki istatistiğe bakınca, ortada endişe edecek bir durum kalmıyor gibi!..

Sadece kostümle olmaz
Hanımın Çiftliği, sezonun en kaliteli, en özenli yapımlarından biri. Arşivleme, belgeleme, biriktirme alışkanlığı olmayan bir ülkede dönem dizisi yapmanın zorluklarına daha önce bu sütunlarda çokça değinmiştim. Bu nedenle "Hanımın Çiftliği" nin başarısı iki kat değerli. Dizi; uyarlama, oyunculuk performansları ve teknik altyapısı ile olduğu kadar, özenle hazırlanmış kostümleriyle de büyük takdir topluyor. Ancak bir "dönemi" betimlerken, kostüm ve aksesuvarlar tek başına yeterli olmaz. O dönemin "dilini" de tıpkı o döneme ait bir golf pantolon, geniş yakalı bir gömlek ya da 50'li yıllara ait bir otomobil gibi "gerçeklik hissini pekiştirmek için" kullanmak zorundasınız. Oysa, okurumuz Altan Palabıyıkoğlu'nun da tespit ettiği gibi, Güllü şöyle diyordu son bölümde: "Aldığın YANIT seni tatmin etti mi?" Malum, "Yanıt" kelimesini 80'li yıllarda merhum Başbakan Bülent Ecevit'in konuşmalarıyla tanımıştık. Demek ki neymiş? Dönem dizilerinde kostümlerle beraber, dili de "eskitmek" gerekiyormuş.


08.06.10



YORUMLAR
Yorum yazabilmeniz için üye olmanız gereklidir.

ÜYE OLMAK İÇİN TIKLAYINIZ. Eğer üye iseniz buraya tıklayarak giriş yapabilirsiniz.



HENÜZ BU YAZIYA YORUM YAPILMAMIŞ.


DİĞER YAZILARI

Yılmaz ÖZDİL
· Burhan Ayeri ( Akşam )
· Bekir Hazar ( Takvim )
· Cengiz Semercioğlu ( Hürriyet )
· Mesut Yar ( Posta )
· Tuna Serim ( Tercüman )

Anasayfa    Medya    Televizyon    Gazete    Güncel    Politika    Magazin    Spor    Yazarlar    Video    Foto Galeri    Künye    Reklam    İletişim    RSS/XML MedyaSosu.com © 2010 - Bütün hakları saklıdır. Haberler Kaynak gösterilmeden kullanılamaz         Yazılım & Tasarım : MAD Medya